Uygun Adım Askere…

12 Kasım 2009, Perşembe 19:14

Merhaba…

Hatırlarsanız ağustos 2009 da mezun olduğumu buradan sizinle paylaşmıştım. Mezuniyeti takiben elbette ya bir yerde çalışacak yada okumaya devam edecektim. Hee 3. bir tercih yokmu ? Var, işte ben onu seçtim ve vatani görevimi yapmak üzere bağlı olduğum askerlik şubesine başvurumu tamamladım. İnşallah aralığın başında sınava girip sonrasında nereye gitmemiz gerekiyorsa oraya gidip askerliğimi tamamlayacağım. Hem heyecanlı hemde mutluyum. Rabbim hakkımda hayırlısını verir inşallah.

Yine buradan paylaştığım üzere amcamın oğlu vatani görevini yaparken şehit olmuştu. Bende ŞEHİDİMizin yarım kalan askerliğini tamamlamayı kendime görev edindim. İnşallah hayırlısıyla bu görevi ifa edeceğim.

Kısmet olursa askerliğimi nerede ve ne şekilde (er veya yedek subay) yapacağımı yine buradan sizlerle paylaşacağım. Beni izlemeye devam edin :) ve dualarınızı eksik etmeyin.

12.11.2009 – Veysel KALENDER

Etiketler:

Hapşuuu !

10 Kasım 2009, Salı 12:54

Domuz gribi gündemi ve dedikoduları ile insanlar korku içerisinde…

Etiketler:

Doğal Ayna…

21 Ekim 2009, Çarşamba 13:05

Merhaba arkadaşlar. Nette dolanırken gözüme inanılmaz görüntüler takıldı. Bu sefer “inanılmaz” kelimesi korkutucu değil, inanılmaz güzel görüntüler :) Bunca karmaşa ve dünya telaşı yanında böyle görüntüler beni rahatlatıyor. Yaradan’ın bizlere neler bahşettiğini, konu devamındaki resimler ve açıklamalarla görebilirsiniz. Buyrun…

Burası Bolivya… Adına dünyanın en büyük yer aynası deniliyor. Bunun nedeni burada çekilen fotoğraflarda saklı.

Güneybatı Bolivya’daki dünyanın en büyük tuz gölünün inanılmaz bir özelliği var. Bir karış yüksekliğindeki sığ sular gökyüzünü bir ayna gibi yansıtıyor. Hiç bir dalga ve hareketin olmadığı bu uçsuz bucaksız suya bakanlar sanki gökyüzünü ve bulutları yere inmiş gibi görüyor.

Daha fazla resim ve açıklama için konunun devamını okuyunuz…

Yazının devamı… »

Domuz Gribi Karmaşası…

20 Ekim 2009, Salı 11:16
Kategori: Kalemimden

Son günlerde gündemde sağlık bakanı Recep Akdağ’ın açıklaması var. Kısa zaman önce ortaya çıkan domuz gribi vakalarını takiben Sağlık Bakanlığının Türkiye’de her 100 kişiden 33′ü domuz gribi olabilir” açıklaması kafaları ve toplumu karıştırdı. Bundan öncede bu ve benzeri salgın açıklamaları ülkede panik havası yaratmıştı. Ancak bu açıklama hepsinde biraz daha farklı. Çünkü Sağlık Bakanlığı ilk defa bu derece net. Bunun yanı sıra ilk defa -oluşabilecek kaosu bile bile- halka karşı bu derece cesur. Bunlar takdir edilebilecek şeyler elbette fakat şimdiden ortalıkta dolaşan yüzlerce senaryo var. Kimi yalan kimi gerçek bilemem ancak bunca dedikodu ister istemez kafaları karıştırıyor. Domuz gribi aşıları sipariş edildi, marta kadar 28 milyon kişi aşılanacakmış. Bu benzeri salgın olaylarının arkasında yatan inanılmaz gerçekleri daha önce okuduk, gördük ve şahit olduk. Dolayısıyla insan bu olayda balıklama aşılanmak istemiyor. İçten içe “kobay” gibi hissediyor insan. Neden mi?

1- ABD Sağlık Bakanlığının açıklamasına göre normal grip, domuz gribinden 5 kat daha fazla öldürücü. Ayrıca domuz gribi aşısı, ölüme yol açabilecek sinir hastalıklarının tetikleyicisi olabilir. Orhan Dede’nin bu konu hakkındaki yazısı için tıklayınız.

2- Domuz gribi aşısı ilk olarak Türkiye’ye geldi. Bunun altında yatan en bariz neden Türkiye’nin kobay olarak kullanılması gibi görünüyor. Ayrıca eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş, testleri yapılmayan bir aşının Türkiye’de yapılmasını yine kobaylık sebebine bağlıyor. İlgili yazıyı okumak için tıklayınız.

3- Hükümetin şu aralar küresel krizle uğraştığını biliyoruz. Bu kaosun içinden halkı başka yere çekmek için bundan daha güzel bir yöntem olamaz diyor yazarlarımız. Sonuçta bu aşıların maliyeti 500 trilyonu bulacakmış. İlginç. Yılmaz Özdil’in konuyla ilgili yazısını okumak için tıklayınız.

Benim basından takip edebildiğim en dikkat çekici sebepler bunlar. Bunların yanında domuz gribi aşısı içerisinde yasak olan adjuvan maddesinin varlığı, domuz gribi aşısı içerisinde domuz parçası olduğu için dinen yasak olabileceği gibi akla hayale gelmeyecek iddialar var. Elbette bunlar şu an için iddia ancak kafası karışmayan varmı ? Dikkat etmek gerek, iyice araştırıp öyle aşı olmak gerek, hatta gerekirse olmamak gerek. Yok yere iğneyle burun buruna gelmenin manası yok :) En azında şu kobaylık olayı netleşene kadar.

Hiçbirşey olmazsa gider domuzları suçlarız, bir iki tanesini sallandırırız Taksimde, akılları  başlarına gelir :)

Allah hepimizi hastalıklardan, hastalık çıkaranlardan (!) ve kafadan hasta insanlardan uzak tutsun…

Veysel Kalender – 20.10.2009 – 11:11

Akıl ve Nefsin Savaş Meydanı: Dünya…

18 Ekim 2009, Pazar 0:42
Kategori: Kalemimden

Dünya hayatı bazen öylesine içine çekiyorki insanı… Kimi zaman derde daldırıyor boğazımıza kadar, kimi zaman yalan mutluluklara boğuyor bizi. Bir şekilde hayat denen girdaba çekiliyoruz an ve an. Neşe ve keder havuzlarında boğulan yüzlercesinin uzattığı ellerden medet umuyoruz. Elimizden tutan var sanıyoruz oysa ki buhran havuzlarının mevcudunu artırıyoruz farkında olmadan. Elimizden tutandan ziyade yüreğimize dokunanı bulmamız gerek…

Halbuki ne kadar pak, ne kadar temiz geliyoruz bu dünyaya. Hiçbir leke sürülmemiş, günahsız ve tüm olumsuz duygulardan uzak geldiğimiz bu dünyada nasıl bu kadar kirlenebiliyor insan ? “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” hadisi ışığında İslam fıtratı üzerine doğan bir varlıkta herhangi bir kusurun bulunması elbette mümkün değildir. Buradan anlaşılan şudur ki insan denen varlık her zerresine pisliğin bulaştığı şu dünyadan alıyor tüm lekelerini. Neden var olduğunun farkında olmayanlar sebebiyle bulaşıyor fani bir çamura. Elimizden tutandan ziyade yüreğimize dokunanı bulmamız gerek…

İnsan, en büyük nimet olan beyni ile onu her türlü karışıklığa çekebilecek nefsi arasında müthiş bir fırtınadan kurtulmaya çalışıyor ömrü boyunca. Kiminin aklı galip geliyor bu kavgadan, kiminin nefsi (Allah muhafaza). Bir anlık nefse kulak vermek, insanın bir ömrüne mal oluyor. Elbette dünyada nefsine kulak veren öteki dünyada ferahlıktan uzak olacaktır. Nefse veya akla uymak arasındaki tartışılmaz farkın görülmesini engellemekte yine nefsin insana yaptığı bir oyundur. Bu oyunun içine düşmüş milyonlarca insandan ders almaktansa onların uzattığı ele sıkıca tutunanda nefsini dinleyenlerin yoluna girecektir ki bu yolun ne kadar azaplı, ne kadar aldatıcı, ne kadar haktan uzak olduğunu anlamak ancak aklıyla hareket edenlerin harcıdır. Allah bizleri hak yol dışındaki tüm yollardan uzak tutsun. {Amin}

Uzun bir aradan sonra böyle bir konuyla kafanızı şişirmek istememin elbette bir sebebi var. Nefsin her türlü hilesine alet olmuş insanlar banada bulaşmış ki bende burdan bir nebze olsun derdimi anlatmaya gayret ediyorum. Tertemiz doğup yine öyle ölmek varken, türlü göz boyayıcı dünya zevklerinin peşinde koşarak kalpleri karaya boyamak, kişiye görülenden çok daha fazla zarar verdiği gibi, toplumun her türlü birimlerinde de huzursuzluk çıkarmaktadır. Hele toplumun temel taşı olan ailede bir ferdin, aklını bir kenara bırakıp nefsinin peşinde bir hayat sürdürmesi, diğer aile bireylerini hem maddi hemde manevi anlamda yıkıma sürüklemektedir. Elbette aile huzursuzlukları zincirleme bir şekilde tüm toplumuda huzursuz ve tedirgin etmektedir. Olumsuz sayılabilecek türlü örnekleri gören insanlar, artık kendilerine doğru gelenleri dahi yapmakta tereddüt etmektedir.

Yine dallandı budaklandı konumuz. Aslında konuda yok, sadece klavyemle dertleşmek istedim :) Aklıma geleni, nefsime uymadan anlatmaya çalıştım. Sonuç olarak aklımıza; yani düşünen insanın rahatlıkla ulaşabileceği en mükemmel yapıya, İslama uymak, insandaki, dolayısıyla tüm toplumdaki sorunları sona erdirecektir. Allah bizleri nefsin ve şeytanın tüm hilelerinden korusun. Tek yolumuzu Hak yol eylesin. Dertlerimize derman olsun. Nefsine uymuş olanları tez zamanda Kendisine uyanlardan eylesin. Rabbim bizleri ve tüm müslümanları nefsine ve şeytana uymuş insanlardan uzak, onlarıda doğru yolu bulanlardan eylesin. {Amin}

Yazıyı okuyan herkesten Allah razı olsun. Tüm okuyanlardan ricam şu ara benim ve ailemin içinde bulunduğu durum için dua etmenizdir.

Vesselam.

Veysel KALENDER – 18.10.2009 – 00:35

Her Güne Bir Ayet 'Bismillahirrahmanirrahim'

30 Eylül 2009, Çarşamba 16:16

Zeynep’le annesi, o içinde her şey olan kitabı, yani Kur’ân’ı okumaya başladılar. Önce annesinin ağzından bir fısıltı duyar gibi oldu Zeynep. “Efendim?” dedi. Kendisine bir şey söylendiğini sanmıştı. “Besmele çektim.” dedi annesi. “Bismillahirrahmanirrahim .”
Zeynep şimdi daha iyi duymuştu. “Dedem beni kucağına alırken de aynı şeyi söylemişti.” dedi.

Annesi gülümsedi.

“Çünkü her işin başı ‘Bismillah’tır. Her işe başlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim ’ deriz. Kur’ân okumaya başlarken de, yemek yapmaya başlarken de…”

Zeynepcik sormadan edemedi:

“Neden bismillah diyoruz ki? Sebebini tam anlayamadım.”

Annesi gözlerinin içine baktı Zeynep’in. Bu bakış çok hoşuna giderdi. Annesinin gözlerinin içinde kendisini görebiliyordu.

Annesi anlatmaya başladı.

“Hani, hatırlar mısın, bir masalda, ‘Açıl susam açıl!’ deyince açılan bir kapı vardı. Kapı bu sözü söylemeden açılmıyordu.”

Zeynep başını salladı. Annesinin gözlerinin içindeki Zeynep de salladı başını.

“Biz bu söze ‘parola’ diyoruz. Dün seyrettiğimiz filmde de vardı, hatırlasana. Kapıya bir yabancı gelirse, parolayı soruyorlardı. Bilemezse içeri almıyorlardı. Parolayı bilmeyen dışarda kalıyor, yabancı ve düşman sayılıyor. Ama parolayı söyleyince, herkes dost olduğunu anlıyor ve sana öyle davranıyor.”

Zeynep bütün bunların “Bismillahirrahmanirrahim ”le ilgisini merak ediyordu. Gözlerini annesinin gözlerinden ayırmadan öylece durdu. Dudakları aralanmıştı meraktan.

“Bismillah da onun gibi bir parola işte!” dedi annesi. “Bir işi yapmaya başlayınca, varlıklar âleminin kapısını aralarsın. Onların seni tanımasını, sana destek olmasını umarsın. O zaman bir işe başlar başlamaz, kendini tanıtman gerek. Onları ve seni yaratan Allah adına burada olduğunu söylemelisin. İşte ‘Bismillah’ diyerek, Allah’ın adıyla iş yaptığını hatırlatırsın, O’nun kulu olduğunu hatırlarsın, O’nun izniyle hareket ettiğini söylemiş olursun. Yani, bu âlemin parolasını fısıldamış olursun. Eğer parolayı söylemezsen, yabancı ve düşman sanılırsın. Bir bahçeye izinsiz girmek gibi bir şey bu! O zaman sana kapılar açılmaz, işlerin kolaylaşmaz. Parolayı söylersen kapılar açılır, yabancılık çekmezsin, hiçbir şey de sana yabancı ve düşmanmış gibi gözükmez.

“İşte biz de ‘Bismillah’ diyerek başlıyoruz okumaya; tâ ki Rabbimizin söyledikleri bize açılsın ve ne sorumuz varsa cevaplansın.”

Zeynep, “Şimdi ‘Bismillah’ deyince Kur’ân’ın kapağı kendiliğinden mi açılacak?” diye sordu.

Annesi bu masumca soruya tebessümle karşılık verdi. Biraz gülüştüler.

“Aslında, evet!” dedi annesi. “Biz Allah adına açacağız Kur’ân’ı ve o da bize sırlarını açacak, sorularımızı cevaplayacak.”

“Hadi var mısın?” dedi annesi. Elinden tuttu Zeynep’in.

Kaynak

Şehidim…

27 Ağustos 2009, Perşembe 14:10
Kategori: Kalemimden

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Mehmet Akif ERSOY

Ramazanın 2.günü…Cuma akşamı…Ramazan bereketiyle gelmiş, nimetler sofralardan taşar olmuş, her ev gibi Kalender aileside Ramazan bereketiyle coşmuş…Kalender lerin eri Selman’da Mersin’de sahurunu yapmış, Rabbinin rızası için oruca niyetlenmiş…Silah arkadaşlarıyla peygamber ocağında sahur sonrası 4-8 vardiyasını tutmaya başlamış…İşte o an Rabbim “buraya kadar” demiş, “gel kulum Selman, orada çok kaldın, yerin burasıdır” demiş…Bu çağrıya canlar feda, Selman’ım bu çağrıya kulak vermiş ve inşallah Peygamber (s.a.v) ‘e komşu olmuş ve inşallah ŞEHİT olmuş…

Ramazan, Kalender ailesinede bereket getirdi, hemde ne bereket… Şeref getirdi, şan getirdi, dost getirdi, can getirdi, canan getirdi ve inşallah ŞEFAAT getirdi… Gitti ama o ne gidiş şanlı ŞEHİDİM… Herkese nasip olmaz böylesi, gülsek mi ağlasak mı bilemedik…

Çocukluğumdaki tek arkadaşım, amcamın oğlu, babamın demesi “telden adam” Hakkın rahmetine kavuştu, nöbet sırasında inşallah şehit oldu. Sessiz idi, kimsenin ondan haberi yoktu ama gidişi yeri göğü titretti, bir insanın ömründe göremeyeceği komutlaran O’na selam durdu, cümle alem ardındaydı, tanıyan tanımayan, gören görmeyen, bilen bilmeyen şehidimin arkasındaydı. Oda ana kuzusuydu, yaktı ciğerleri kavurdu, evlat bu acısını analar, babalar bilir. Doyamadı anasına, anasıda Ona… Şehidim ! Bayrağı teslim ettin… Meraklanma şehidim, bayrağın emin ellerde…

RUHUN ŞAD OLSUN ŞANLI ŞEHİDİM !!!

Veysel KALENDER

Cenaze töreninden görüntüler için tıklayınız…

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Akdeniz Bölge Komutanlığında denize düşerek şehit olan Deniz Er Selman Kalender, İstanbul’da toprağa verildi.

Mersin’de önceki gün gece nöbeti sırasında denize düşerek şehit olan Selman Kalender (25)…… için Selimiye Camisi’nde tören düzenlendi.

Tören sırasında şehit er Kalender’in babası Fehmi, annesi Nevin, ağabeyi Bilal ve 84 yaşındaki dedesi Mustafa Kalender taziyeleri kabul etti.

Baba Fehmi Kalender taziyeleri kabul ettiği sırada, ”Böyle bir gün daha yok, beni çok gururlandırdınız. Herkes burada. Ağabeyi bahriyeli, dedesi de denizciydi. Hepinizden Allah razı olsun, vatan sağ olsun” dediği duyuldu. Tören sırasında oğlunun tabutuna sarılan baba Kalender’in gözyaşlarını tutamadığı görüldü.